Make your own free website on Tripod.com

SÜLEMİ ve TASAVVUFİ TEFSİRİ

Yazar: Süleyman ATEŞ

 

GİRİŞ

Tasavvuf: Zühd ve takva ile ruhu temizlemek, kendi varlığını Allah'ın sevgisinde eritmek, kalbini masivadan boşaltıp Hak'ka tahsis etmek, kendini yok bilip onun varlığında yaşamak böylelikle Allah'ın cemalini müşahadeye Allah'ın cemalini müşahaseye ermektir.

 

Tasavvufun Menşei: Hz. Peygamber döneminde tasavvuf kelimesi kullanılmıyordu. Ama bir ruh hayatı olan tasavvufu Efendimiz ve ashabının yaşayışlarında bulmamız mümkündür. Hicri iki yüz yılından önce dünyayı bırakıp, nefislerini Allah ile geçiren riyazet yoluyla ruhi kabiliyetlerini geliştiren yoluna tasavvuf dendi.

Efendimizin risaletden önce Hira mağarasına çekilip tefekkür etmesi, insanlığın halini düşünmesi onun hayatında tasavvufun olduğunun göstergesidir. Efendimizin dünyaya kapılmamayı salık vermesi, nefis tezkiyesi için İHSAN'ı tarif etmesi ve Hz. Aişe'nin "geçmiş ve gelecek günahların bağışlanmış değil mi" sözüne karşın "Allah'a şükredici kul olmayım mı" sorusunla cevap vermesi onun hayatında ruhi hayata ve nefis tezkiyesine verilen ehemmiyetin bir göstergesidir.

"O gün ne mal, ne de oğullar fayda vermez, ancak Salim kalp getiren felah bulur" (Şuara 88)

(Üç defa kalbini işaret ederek) "Takva buradadır, takva buradadır, takva buradadır" (Buhari, Müslim)

"İyi bilin ki vücut da bir et parçası vardır ki, o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulursa bütün vücutda bozulur, dikkat edin o kalbdir" (Buhari, Müslim, İbn Mace)

"İnsanların kalblerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar, onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı, çoğu yoldan çıkmış kimselerdir" (Hadid 16)

"Kalbleri Allah'ın zikrinden katılaşmış olanlara veyl!"(Zümer 22)

Bu ve benzeri ayet ve hadisler İslâm tasavvufunun Kur'an ve Hadiste ki tohumlarıdır. Tasavvuf, zühd hareketinin gittikçe gelişen bir neticesidir.

Kur'an da Zahid şöyle tavsif edilir.

"Tevbe edenler, ibadet edenler, Allah uğrunda seyahat edenler, secde edenler, iyilikle emir ve kötülükten nehyedenler, Allah'ın sınırlarını koruyanlar işte o mü'minleri müjdele" (Tevbe 112)

Zikir kelimesi sadece namaz anlamında kullanılmamıştır. "Onlar ki ayakta, oturarak, ve yanları üzerine yatmışken Allah'ı anarlar" (Al-i İmran 191) ayeti ve hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah'ın gölgelendireceği yedi kişi sayılırken "ve Allah'ı tenha bir yerde zikredip de gözleri dolan adam" (Buhari) hadisi zikrin sadece namaz olmadığını gösteriyor.

İslamda ruhban hayatı yoktur. Dünya ukba muvazenesi vardır. Tıpkı efendimizin yaşantısı gibi. Kılı kırk yarar derecesinde yaşanan çıhar-ı yar-ı güzin efendilerimizde zühdün timsalleridir.

Tasavvufun Gelişmesi

Sahabe ve tabiin devrinde ruhlara hakim olan Mehafetullah ve zühd hareketi, teba-i tabiin döneminde tasavvufa inkılap etti. Hasanü'l Basri ve Rabiye-i Adeviyye taavvuf ekolünün ilk temsilcileridirler. Mehafetullah'ın temsilcisi H. Basri (ra) zerre miktar salim vera bin miskal oruç ve namazdan hayırlıdır" derken Mehafetullah'ın yanı sıra Muhabbetullah'ın da temsilcisi olan Rabiye (ra)"istiğfarımız da istiğfara muhtaçtır" ilahi seni seven kalbi cehennem de yakar mısın?" diyerek eriştikleri aşk-ı ilahi seviyesini göstermektedir.

İslâm tasavvufu nev-i şahsına münhasır bir mistisizmdir. Bir takım mistisizmlerden İslâm tasavvufu çok da az olsa etkilenmiştir. Ama tasavvufun özünü bozacak mahiyette değildir.

Tasavvufun tekamülüyle bir ilim haline gelen ilm-i tasavvuf İbn-i Haldun'a göre ikiye ayrılır.

1- Mücahede ve riyazat ilmi ki buna muamele ilmi denir.

2- Mükaşefe ve batın ilmi (ilm-i ledün)

Attara göre Sufilerin ilmi Eddebeni rabbi (Rabbim beni terbiye etti) nevindendir. Ancak ilm-i tasavvufu, tasavvuf erbabı anlayabilir. O yüzden tasavvuf büyükleri avama anlattıkları dilden konuşmayı salık vermişlerdir. Ancak sufilerin sekir halinde söylediklerini ehl-i tasavvuf hoş karşılamayıp buna ŞATH demişlerdir. Bayezid'in "öyle bir deniz geçtim ki, peygamberler onun kıyısında durdu" sözü bu kabildendir.

Tasavvufi Tefsirler

Kur'an'ın manasını ilm-i ledünnle anlayan ehl-i tasavvuf kendilerine has tefsir ilminin doğmasına neden olmuşlardır. Ancak zahiri ulemadan çekindikleri için bu fikirlerini açıkça sarfetmemişlerdir. Bundan dolayı remiz, ima ve işaret yolunun tutmuşlardır. Ameli ve nazari olarak ikiye ayrılan tasavvuf iki ayrı tefsir ekolü geliştirmiştir.

 

1- İşari Sufi tefsiri: Sülûk erbabının bulunduğu makamda kendisine doğan ilham ve işaretlere göre mâna vermesidir.

 

2- Nazari Sufi tefsiri: Tetkiklere ve felsefi öğretilere dayandırılıp sufilerin kendi görüşlerine uygun düşecek şekilde manalandırmalarıdır.

İşari tefsire "Allah size zahir ve batın ni'metlerini bolca ihsan etti" (Lokman 20) ayetiyle işaret edilmektedir. Yani Kur'anın bir zahiri birde batın yönü vardır. Ayrıca Efendimizin "ilim ikidir: Biri kalpte gizli bir ilimdir ki faydalı olan da odur." Hadisi sure tefsir için delildir. Ayrıca Hz. Ömer'in Efendimizden "Bugün size dinimizi tamamladım" ayetini duyup bunun aslında efendimizin irtihali anlamına geldiğini anlayıp hıçkıra hıçkıra ağlaması Kur'anın zahiri manası Mücerred arapça mavhumudur. Batıni manası ise lafızlar ve terkiplerin arkasında kastedilen manasıdır. Zahiri manayı anlamak için iyi bir Arapça bilgisi gerekirken batıni manayı anlamak için Allah'ın kalbe atacağı nura, basirete ve kalb ehli olmaya bağlıdır. Batın mananın sıhhatli olabilmesi için: a) Batın mananın zahir manayla çelişmemesi b) Bu mananın doğruluğunun başka bir yerde de ispatlanması c) bu manaya Şer'i ve akli muarizin bulunmaması d) Bu mananın tek mana olduğunun ileri sürülmemesi gerekir.

Kabul şartlarına haiz olmayan işari tefsirler olduğu gibi tamamen Kur'anın zahiri yönünü inkar eden batıni tefsirler vardır: Bilhassa ihvan-ı safa ekolü bu ekolün temsilcisi sayılır. Görüşlerini kabul etmek mümkün değildir. Bunları birbirinden tefrik etmek için yukarıdaki şartlarla mukayese ederek sağlıklı bir sonuca varabiliriz.

 

BİRİNCİ BÖLÜM

SÜLEMİ'NİN HAYATI, İLMİ KİŞİLİĞİ,

ŞEYHLERİ TALEBELERİ VE ESERLERİ

Sülemi'nin yaşadığı Miladi 10. asır hilafetin, Abbasi, Ermeni ve Fatımi olmak üzere üçe ayrıldığı İslâm aleminde birliğin sarsıldığı bir asırdır.

Ebu Abdurrahman es-Sülemi, Hicri 325. Senesinde doğdu (M. 936) Anne ve Baba tarafı da arap olan çok sağlam ve ehl-i takva ve ehl-i Sufi bir ailede dünyaya gözlerini açtı. Çor erken yaşta zamanın hocalarından kitabet dersi almaya başladı. Sülemi zahiri ilimleri öğrenip icazet aldıktan sonra kendini tasavvufa verdi. Tasavvufta asıl üstadı Ebu'l-kasım en-Nasrâbâdi'dir. Tarikati ve süluk merhalelerini es-Su'lûki den aldı. Yine onun yanında Erbain halvetine girdi. Şeyhi Cenab'ı hakkın Süleminin kalbini açtığına muttali olmasıyla Sülemiye icazet verdi. Böylece hırka giyip şeyh olan Sülemi müritleri terbiyeye başladı. Tasavvuf çizgisinde hayatını sürdüren Sülemi Nişaburda 412/1023 te ebedi hayata gözlerini açtı.

Sülemi'nin İlmi: Sülemi tasavvufta bir çığır açabilecek kadar geniş bilgiye sahip çok insanı etkilemiş ve örnek olmuş bir kişiydi. Sülemi Mutasavvıfların şeyhi, tarih, tabakat, hadis ilminin üstadıdır. Çoğunlukla döneminde ilim otoritesi olarak kabul edilen Sülemiyi tenkid edenler de vardır. Bunlar dahası çok mutasavvıflara muhalif olan Hanbeli'lerdir. Sülemi için yapılan tenkitler iki maddedir.

1- Sülemi Sufiler için Hakikü't-Tefsiri'i telif etti

2- Sûfiler için hadis uydurdu.

Sülemiye hücum eden İbn-i Cevzi, Hakaikü't-Tefsir için, içindekilerin hiçbir asla dayandırılmadan yazıldığı, sufilerin hallerine göre yazıldı, Kur'anın özünden uzaklaşıldığını söyler. Oysa Sülemi bu kitabında kendi görüşlerine yer vermemiştir. Çeşitli Sufi tevillerini bir araya toplamaktan başka birşey yapmamıştır. Bu ilim alemine büyük hizmettir. Yoksa Hallac gibi bir sürü Sufinin görüşleri kaybolup gidecekti.

Süleminin Sufiler için hadis uydurmasını Goldziher, Prof. Afifi ve Ömer Rıza Doğrul da kabul etmişlerdir. Sülemi Tabakatında yer verdiği 103 Sufiden 60 ının hadisi vardır. Bunların rivayetleri başka kaynaklarda da geçmektedir. Süleminin hadis çağında hadis uydurması mümkün değildir. Süleminin tabakatında zayıf hatta mevzu hadisler de vardır. Ama kendisi katiyyen hadis uydurmamıştır. Tabakatına aldığı hadislerin hepsinin kaynağı vardır.

Süleminin Eserleri: 53 Şeyhi ve 24 talebesi olan Süleminin çok zengin bir kütüphanesi vardı. Hadis, tasavvuf ve tefsire dair eserler yazdı. Eserlerinin çoğu tasavvufi kitaplardır. Abdül Gafir'in beyanına göre 100'den fazla toplam 1000 cüz eseri vardır. Bize ulaşan eserleri:

1- El-uhuvve ve'l-Ahavât Mine's Safiyye

2- Âdabü't-Ta'azi

3- Âdâbü's sahabe ve Hüsnü'l üşre

4- Âdâbü's-Sufiyye

5- Âbâdül fakri ve Şara'ituh

6- El-Erbain fi'l Hadisi (Zühde dair kırk hadis

7- El-İstişhâdat 8- Emsalü'l-Kur'an 9- Beyanu Ahvali's-Sufiyye 10- Beyanu'l Züleli'l fukara 11- Cevami-ü Atabisarfiyye 12- derecâtü'l Mu'ameaat, 13- Deliü'l Afifin 14- el-fark Beyne ilmi'ş-şaria ve'l Hakika 15- el-fütüvve 16- Meseletü Deracâti's Sâdikun 17- Makamatu-l evliya 18- Menahicül arifin 19- Mihanü's Safiyiye 20- Mukaddime fi't-Tasavvuf 21- El- Meknun 22- Es-Sema ve toplam tasavvuf ağırlıklı 34- eseri elimizde mevcut.

 

 

II. BÖLÜM

SÜLEMİ TEFSİRİ

I. Sülemi Tefsirinin Kaynakları

Hakaikte Hz. Peygambere Hz. Aliye, Abdullah İbn Abbasa ve bazı sahabelere ait tefsirler vardır. Sülemi referans olarak bunlardan yararlandıkları sonra başta Abdullah ibn-i mübarek, er-Razi, Ebu Muhammed olmak üzere toplam 74 müfessirden istifade etmiştir.

II. Sülemi'nin Tefsirdeki Metodu

1- Rivayet Yönü: Sülemi, tefsirinde kendi fikirlerine çok az yer vermiştir. Açıkladığı bir ayet hakkında o zamana kadar sufilerin söyledikleri bütün sözleri cemetmiştir.

 

2- İsnad Zincir: Sülemi'nin isnat zincirini üç grupta toplayabiliri. 1. Nakledilenden zayıf ve şüpheli nakiller câfer-i sadıktan yaptığı nakiller gibi 2. Nakledilenden sahih fakat söylenenin hatta ettiği nakiller. 3. Sahih ve söyleyenin de isâbet ettiği nakiller.

Sülemi tefsirinde hüküm bildiren ayetleri yorumlamaz kıssalar üzerinde pek durmamıştır. Söylediklerine Kur'an ve hadisten örnekler vermiş şiir ve fenafillah seviyesine çıkmış sufilerin hayat hikayeleriyle desteklemiştir. Çok az da olsa bilhassa Hz. Ademin yaratılışı cennet ve melekler gibi konularda israiliyattan etkilenmiştir.

Dirayet Yönünden Sülemi Tefsiri

Süleminin tefsiri re'ye dayandığı için dirayet tefsirlerine girer. Başlıca dirayet özellikleri şunlardır.

 

a- Fıkıh Hükümleri: Sülemi fıkıh hükümleri üzerinde durmaz. "İyilikle emret, gibi çok az ayette fıkıh usulü üzerinde durmuştur.

b- Gramer: Müfessir bazı ayetlerin gramer açıklamasını yapar.

Sülemi Sufi büyüklerine duyduğu tazimden onların söylediği şeylerin çoğunu tenkitsiz almıştır. Tenkit ettiği çok az hadise vardır.

 

c- Kendi görüşünü izah ettiği yerler: Sülemi genelde eserinde sufilerin görüşlerine yer vermekle birlikte az da olsa kendi fikirlerine yer vermiştir. "Rahman ve Rahim"i izah ederken: "Rahman; velilerin sırlarını gözetlemek, peygamberinin ruhlarına tecelli etmek. Rahim ise mahlukatın iyi kötü hepsinin nefislerine şefkat edip dünyada geçimleri vermektir" ifadesi tamamen kendine aittir: Bunun dışında "Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz" Namaz kılarlar, "De ki Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun" "Sizi ve amellerinizi Allah yarattı" gibi ayetlerin tefsiri kendini aittir.

d- Huruf-u Mukatta'a hakkındaki görüşleri: Allah ve rasulü arasında bir şifre olan bu harflere sufiler çok indi tevillerde bulunmuşlar ve haklı hücumlara maruz kalmışlardır. Mesela Şibli "Allahtan başka kimse "Allah" diyemez. Çünkü Allah diyen kimse bunu hazz ile söylemiştir. Hakikatler hazzlarla idrak edilmez. Elif Lam Mim için: Bu kitap sana levha mahdariyyet, lam için uluhiyyet, mim için de müheymeniyyet diyenler olmuştur. Elif Lam Ra için; elif Allah'ın âlası, Lam lütfu ra, Re'fetidir, denmiştir.

Sufilerin bu "sır" lar hakkında yorumlar yapmaları kendilerini rasih alim saymalarındandır: Rasih alimler: "Ruhlarıyla gaybın gaybına, sırrın sırrına vakıf olmuşlardır. Her harfin altında yatan mana onlara âyan olmuştur.

Süleminin tefsirinde antropomorfizm vardır. Kainattaki olaylar insana tatbik edilmektedir. İnsanın vücudu arza, doğa, cennete, yağmura, cennet meyvelerine vs. Benzetilmiş. "Biz beyti (Kâbe'yi) sevap kazanma ve güvenlik yeri yaptık" ayeti için Beyt, Muhammed (sav) dir. "Ona inanan güvenliğe kavuşmuş olur" denmektedir. Safa ve Merve için, Safa, ruh merve de nefistir denmiştir."Gökte borçlar yaratan Allah kutlu oldu" ayetinde Semaya yüksekliğinden dolayı sema denmiştir. Kalbde Semadır denmiştir.

"O gün pâk, apaçık bir duman çıkarır" (Duhan 10) ayetindeki dumanı kalb kararması ve zikirden gaflet olarak yorumlamışlardır. "iki meşrikin ve iki mağribin rabbı" (Rahman 17) ayetini: Rab kalbin meşriki ve mağribi, lisanın meşriki ve mağribidir" diye yorumlamışlardır. "Göklerin ve yerin hazineleri Allah'ın'dır ayetini: Allah'ın gökteki hazineleri gayblar, yerdeki hazineleri ise kalblerdir. Yorumunu yapmışlardır.

 

III. Sufi Görüşler Karşısında Sülemi Tefsiri

a) Zahiri ve batıni ilim: Sülemi bu konuda, zahirin ilmi şeriat ilmi, batının ilmi hakikat ilmi demektedir. O'na göre zahir ve batıni ilimler ruh ve beden gibi birbirini tamamlarlar: Şeriatin takibetmediği hakikat küfürdür. Zahire dayanmayan batın, batıl olduğu gibi, batına dayanmayan zahir de bâtıldır. Mü'minlerin Ledünni ilmine muttali olacaklarını "Mü'minin ferasetinden sakının, çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar" hadisiyle desteklenmiştir.

b) Nefis: Sülemiye göre sufi nefs halinden kalb haline geçer: Nefs ruhun en alt tabakasıdır. Sufiler nefs deyince "emmare" yi kastedmişlerdir. "Sana isabet eden her iyilik Allahtandır, ve sana isabet eden her kötülük nefsindendir" ayetindeki işaret edilen, hadisin ifadesiyle de insanın en büyük düşmanı olan iki omuzun arasında nefistir.

c) Ruh: Ruhlar latif cevherlerdir. Yeme-içme, uyku ölüm gibi halleri yoktur. Ruh hakikat ışığıdır. Ruh bir mahluktur.

 

d) İman: Sufilere göre iman, Allah'ın ezeldeki takdiri ve kalbe koyduğu nurudur. Kulun kendi elinde değildir. Gaybe imanı ise: bazılarına göre Allah, bazılarına göre herşeyi hak gözüyle görme, bazılarına göre de evliyanın kerametidir.

e) Kaza ve Kadere iman: Vukua gelecek olayları Allah'ın ezelde levh-i mahfuzuna yazmış olmasına kader, zamanı gelince bunları dünyada yaratmasına da kaza denir. İkisi de Allah'ın programıdır. Bu onun ilim kudret ve irade sıfatlarıyla alakalıdır. Kul'a verilen cüz'i irade den dolayı, kul yapmak isterse Allah yaratır.

 

f- Şeriat: Sülemi, şeriatla tasavvufu bağdaştırmada baş rolü oynamıştır. Ona göre şeriat emir, hakikat hakkın o emirdeki muradıdır. Şeriat umum, hakikat husustur.

g- Makam ve Hal: Makam kulun ibadet, mücahede ve riyazet gibi hususlarda herşeyden kesilip layıkı vechile huzur-u ilahi de durmasıdır. "Bizden her birimizin belirli bir makamı vardır" (Saffat 64) ayeti bunun delilidir. Hal ise kasıt ve kaybolmadan kendiliğinden kalbe gelen muhabbet, yakınlık, reca, şevk, üns vs gibi şeylerdir. Onun için efendimiz "Benim kalbim de bulutlanır, hergün Allah'a yetmiş defa istiğfar ederim" buyurmuştur.

h- Tevbe: Gerçek tevbe bütün varlığı Allah'a vermek, kendinden geçmek, yalnız onu görmektir. Sufi tevbesi fenafillahtır. Tevbe şehvetleri terk ile nefisleri öldürmektir. "Allah tevbe edenleri sever" (Bakara 222) "rabbınızdan bir mağfirete konuşunuz" (Ali imran 123) "kullarından tevbeyi kabul eden odur" (Şura 25) ayetleri tevbenin ehemmiyetini gösterir.

 

1- Takva: Takva haramdan ve şüpheli şeylerden nefsini korumak demektir. Önce şirkten, sonra günahlardan sonra şüpheli şeylerden sakınmaktadır.

k- Tevekkül: "Hiç ölmeyen diriye tevekkül et" (Furkan 36) tevekkül Sufice; Çöl ile sarayın bir olmasıdır. Allah'a, Allah'tan başka bir sebeple tevekkül etmektedir. Ağyardan el çekip hakka güvenmektedir.

 

l- Fakr: Fakr, nefislerini karşılıksız olarak Allah'a vermiş olanların sıfatıdır. Sufilere fukara da denir. Fakr; sözlerini, fiillerini, zikir ve ibadetlerini kendine mal etmemektir.

 

m- Zikir: Zikir, sofiye ıstılahında bazı kelimelerle Allah'ı anmak demektir. Sufilerin esas gayesi, Allah'ın sıfatlarında ve zatında fani olmaktır. Allah'ta fani olmak için ilk vasıta aşktır. Zikir aşkı celbeder. Bunun için sûfilerce sülükun en önemli umdesidir.

n- Velâyet: "İyi bilin ki Allah'ın velilerine korku yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir de. (yunus 6) veli işlerini Allah'ın gördüğü, onu nefsine bırakmadığı kimsedir. Veli, veli olduğunu bilmeyebilir. Sülemi velinin halktan birisi olarak kalmasını ister.

 

o- Mürşid: Sülemiye göre mürşid, kavmin imamlarından bir imama, bir mürşide bağlanıp onun ahlakıyla ahlaklanmak gerekir. "Bize kendi katından bir veli ver" ayetini "Bize senden sonra gitmemizi gösterecek bize kılavuzluk edecek bir veli ver" şeklinde anlıyorlar. Aynı yorumu "Onlar Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Onların hidayetine uy" ayeti için de yapmışlar.

Bütün sufiler, bir mürşide bağlanmak, onun terbiyesi altında yetişmek gerektiğini belirtmişlerdir. Bu kanaatin yerleşmesiyle tarikatlar doğmaya başlattı. Bistami "Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır" demektedir.

ö- Tevhid: Sufiler tevhidin akıl yoluyla değilde ancak tecrübe, his ve vahiy yoluyla elde edileceğine kani idiler. Hiçbir şey onun hakikatini ifade edemez. Hiç birşey o'nu idrak edemez. Zira herşeyde bir illet ve eksiklik vardır. Eksikler o kemali nasıl izah edebilir. O "Evvel, ahir zahir ve batın O'dur."

p- Fena: Sufilere göre insan Allahtan geldiği için kendisinden kutsal bir varlık taşımaktadır. İnsan kendi varlığını kaybetmekle ilahi varlığına dönebilir. Allah ile beraber olma haline erer. Bunun için insanın kendinden geçmesi, kendini unutması, varlığının farkında olmaması gerekir. Buna fena fillah denir. Allah ile beraber olma haline de "Beka billah" denir. Buna ulaşmanın tek yolu ibadet ve Riyazattır. "Nefislerinizi öldürün" ayetini nefsi yok etmek şeklinde anlamışlardır. Ama yorumu "Nereye dönerseniz onun yüzü var orada" ayeti ve buna benzer çok ayet içinde yapmışlardır.

r- Vahdet-i Vücud (Panteizm) ilk sufilerde panteizm yoktur. Panteizm ibn-i arabi den sonra başlamıştır.

Sülemi'nin Tesirleri: Sülemi Sufi tabûkat kitaplarının ve işari tefsirlerin babasıdır. Sülemi Sufi ekolünde bir çığır açmıştır: sufi tarihi ve tasavvufi tefsirler üzerinde çok büyük tesiri vardır. Kuşeyri, Bakli, Gazali, İbni Arabi ve Abdürrezzak Kaşaniye tesir büyüktür.

SONUÇ

  • Tasavvuf özüyle İslâm'ın başından beri mevcuttur. II. Hicri asrın II. yarısından itibaren kullanılmıştır. Kur'an ve sünnetle anlatıldığı gibi tasavvufun özü Allah aşkı, Rıza-i ilahiyi kazanma çabasıdır.
  • İslâm nurunun yayılmasıyla tasavvufa farklı mistisizmlerden sızıntılar olmuştur.
  • Ebu Abdurrahman es-Sülemi'nin tasavvufi tefsirdeki yeri büyüktür. İlk sufilerin görüşlerini toplama hizmetini yapmıştır.
  • İlim zahiri ve batıni olmak üzere ikiye ayrılır. Vücutta nefs ve kuvvet diye iki kuvvet vardı.
  • İman Cenabı Hakkın vergisidir: İmanın dereceleri vardır. Bütün vakitler ibadete ayrılmalıdır.
  • Süleminin tefsiri ilk sufilerin zühd ve riyazatını aksettiren bir tefsirdir. Onda kitap ve sünnetin ruhu hakimdir.
  • Sülemiye haksız yere iftira atılmıştır. Hadis uydurması kesinlikle yalandır. Kendisi dürüst ve olgun bir insandır. El-Hâkim'in Sülemi hakkındaki sözüyle özetimizi noktalayalım.

"Eğer Ebu Abdurrahman abdal değilse demek dünyada Allah'ın velisi yoktur"

Rahmetullahi aleyhim

Ecmain! Amin